Paradise Lost ve Lucifer

1667’de, Kayıp Cennet yayınlandığında, John Milton’ın Şeytan tasviriyle insanlar tamamen afalladı, hatta şoke oldular. Bunun büyük ölçüde sebebi İncil’in Şeytan konusunda fazlasıyla gizemli olmasıydı. Şeytan’ın en ufak bir tasviri dahi yok ve eğer İncil, Şeytan’ı tarif etmiyorsa, nasıl göründüğünü nereden bilebiliriz? Şeytan’ın dayalı olduğu imge nereden geliyor? Aslında, Şeytan’ın tam olarak kim olduğu, bazı teologlar arasında süregelen bir tartışma konusudur. Kitabı Mukaddes, Şeytan hakkında yalnızca, Tanrı’nın gücünü kıskandığı, Tanrı’nın bazı diğer melekleriyle isyan ettiği ve daha sonra ceza olarak cehenneme gönderilmesinden bahseder.

Lucifer, Kayıp Cennet’te, Tanrının tiranlığına karşı isyan eden ve sınırsız gücü olan bir çocuk tarafından sonsuz mahkumiyet cezası alacağını bilmesine rağmen özgürlüğünü ilan eden, yüceltilmiş bir melektir. Çünkü destansı şiir böyle sevindirici bir durumla başlıyor, okuyan çoğu kişi ona anında sempati duyuyor. Kurgu türünde bir eser olmasına rağmen, İncil’de uzun zamandır süregelen soruları yanıtlıyor. “Şeytan nereden geldi?” ve “Lucifer’ın öyküsü nedir?” gibi soruları sonunda yanıtladı.

Ama belki de asıl şaşırtıcı olan, John Milton’ın kendisinin de radikal bir Protestan olduğu gerçeğidir. Kendisini, İngiltere Kilisesi üzerindeki Katolik kısıtlamaları tamamen kaldırmaya adamıştır. O, yalnızca özgürce inanabilmek istemiştir. Bunun da ötesinde, Milton’ın çalışmalarının pek çoğu oldukça politiktir ve monarşiyi işe yaramazlığı gerekçesiyle sık sık eleştirir. Milton, tıpkı Lucifer gibi, güç dengesini değiştirmek istedi ve yine tıpkı Lucifer gibi, bunun için hapse atıldı.

John Milton, zulüm konusunda Şeytan’ın yanında yer aldı ve bu desteğin yanı sıra, toplumun Şeytan algısını geçmişten günümüze kadar etkileyen 10.000 satırlık bir şiir yazdı.

 

Tanrı Çocuksu Bir Kabadayı İken Şeytan Sempatik Bir Anti-Kahramandır

Kayıp Cennet, Şeytan’la ilk karakteri olarak başlar ve zamanlama, başarısız isyanının hemen ardı olarak belirlenmiştir. Beelzebub ve düşen yoldaşlarının geri kalanıyla birlikte, itaatsizliklerinin cezasını Ateş Gölü‘nde sıkı bir şekilde zincirlenerek çekmektedir. Orada, Tanrının kendilerine kıyasla ne kadar güçlü olduğunu fark ederler, ancak yine de bağımsızlık isteklerinden vazgeçmezler. Aksine, şansları ne kadar zayıf olursa olsun, savaşlarına devam etme sözü verirler.

 

“Her şey kaybolmuş değil – fethedilemez olan

İntikam arzusu ve ölümsüz nefret

Ve cesaret asla kaybolmaz, boyun eğmez-

Yenilmeyecek başka ne var ki?”

 

Milton, Şeytan’ın Tanrı’yla olan zıtlığı durumunu ve çözümlemesini göstermek için, Tanrı’nın özgür iradeye karşı olan tavrını ortaya koyuyor. Tanrı yalnızca kendi iradesi takip edilirse, iyilik edildiğini söyler. Onu kör bir şekilde takip edenler, sonsuz bir mutlulukla ödüllendirilirken, onu reddedenler sonsuz bir ıstırabın içine itilir. Şeytan’ı bu ilginç, sempatik ışığa yerleştirdiği için, birçok Romantik şair Milton’ı iç övdü. Şair William Blake, Milton’ın çalışmalarını meşhur etti:

“Milton tanrıdan ve cennetten bahsederken elin kolu bağlıdır, fakat Şeytan’dan ve Cehennem’den bahsederken ise tüm şairliğini konuşturmuştur. Bence bunun sebebi, Milton’ın gerçek bir şair olması ve farkında olmadan Şeytan’ın tarafını tutuyor olmasıdır.”

Şair Percy Bysshe Shelley, Şeytan’ın karakterizasyonunun tesadüfi olduğu fikrini reddeder:

“Milton’ın Şeytanı, tanrısından çok daha üstündür ve ahlaki bir amacın doğrudan ihmal edilişi, Milton’ın dehasının en belirleyici kanıtıdır.”

 

Şeytan’a Göre Cehennem Bir Mekân Değil – Kendi Düşüncelerinin Eziyetidir

Şeytan, o zamana kadar bu kadar güçlü bir biçimde ifade edilmediği aykırılıkta bir inanca sahip. Tanrı’nın bir tiran olduğuna ve özgür iradenin Tanrı’nın bir yalanı olduğuna inanıyor.- sadece adil olmayan bir hükümdar özgür irade olduğunu söyleyip, davranışlardan yalnızca birini ödüllendirir. Bu inançla donanmış olarak, yoldaşı olan düşmüş melekleri, Cehennem’deki mahkumiyet cezasının intikamı ve nihayetinde tanrıyı devirme fikrini aşılar.

 

Cehennem’in, Dünyanın Altında Olduğu Fikrini Paradise Lost’ta Ortaya Atılmıştır

Kayıp Cennet’ten önce, Cennet ve Cehennem’in konumları belirsizdi. Kutsal Kitap, özellikle Cehennem konusunda hiçbir zaman bir konum belirtmez yalnızca soyut bir bağlamda tartışır: Derin bir çukur olduğu ve seviyeleri olduğu gibi şeylerden bahsedilir. Çoğunlukla Kutsal Kitap’a ve İsa Mesih’e inananların hiç girmeyecekleri fakat inanmayanların acı çektiği bir yer olduğu belirtilir.

Milton’ın Kayıp Cennet’i bu algıyı oldukça çarpıcı biçimde değiştirdi. Milton, Cennet’in ve Cehennem’in, Dünya’ya paralel olarak var olan ve onu ortasına alan fiziksel yerler olduğunu düşündü. Konumlarını ele alarak, hiyerarşi temasını daha da ileriye taşıdı. Milton, Cennetin, altın bir zincirle sarkan yerin üzerine oturduğunu özellikle belirtir. İnancını kanıtlayanlar zincire tırmanıp sonsuzluk için Tanrı’ya ve meleklerine katılabilirler. Yerin diğer ucunda, Cehennem, yalnızca geniş bir köprü ile birbirine bağlanmış olarak, yeryüzünün altında durur. Cennete ulaşmak zordur- bu zincire tırmanmak, giriş için yorucu ve zorlu bir denemedir. Bunun yanı sıra, Cehennem’e giriş ise oldukça kolaydır, tek yapmanız gereken, köprüden karşıya geçmektir. Kabaca, Şeytan’ın ayartmasına uyulmuştur. Bununla birlikte, bu görüntü o kadar güçlüdür ki, Hristiyanlık’ta pek çok kişinin Cennet ve Cehennem ile ilgili inancını tamamen değiştirmiştir.

 

Milton, Kayıp Cennet’i Bir Politik Alegori Olarak Yazdı

Milton tüm yaşamı boyunca dindardı – gençken Protestan kilisesine katıldı ve bu, onun Katolik ailesi tarafından reddedilmesine neden oldu. Hayatının ilerleyen dönemlerinde, Puritan olarak radikalleşti ve tüm Katolik Kilisesi izlerini İngiltere Kilisesi’nden çıkarmak istedi. Aynı zamanda inanılmaz derecede politikti ve hatta bir süre devlet memurluğu yaptı.

17. yüzyılın ortalarında, İngiltere ciddi bir siyasi karışıklıktan geçiyordu. İktidar düzenini bozan büyük bir iç savaş vardı ve birçok insan, ülkenin kontrolü için birbiriyle yarış halindeydi. Milton, monarşiye şiddetle karşı çıkıyor ve İngiliz Kraliyeti’ne karşı da lafını esirgemiyordu. Neyse ki onun tarafı kazandı ve bir süre için bile olsa kraliyetin yetkileri elinden alındı. 1660’ta, kraliyet bir takım revizelerle birlikte yeniden hükmetmeye başladı. Milton’ın da dahil olduğu büyük bir insan topluluğu, monarşiyi eleştirdikleri için hapse atıldı.

Milton’ın, monarşiyle ilgili olan hayal kırıklığı ve kızgınlığı, Kayıp Cennet’e aktı, ki kitabın, kendisinin politik görüşlerinin bir alegorisi olduğu rahatlıkla görülebilir. Tanrı, monarşi tiranını temsil ederken, Şeytan bu despot yönetimden isyan etmeyi temsil ediyor.

 

Cehennemde, Cennette Olan Hiyerarşinin Bir Yansıması Mevcut

Kayıp Cennet, hiyerarşi temasıyla ağzına kadar doludur. Temel öncül, Tanrının her şeyin üzerinde olduğu ve en sadık melekleri tarafından takip edilmesi, Şeytan ve takipçileri şeklinde yansıtılmıştır. Ancak bu yalnızca Cehennemî oturma düzeniyle ilgili değildir. Milton’ın teolojik evreninin de buna göre bir hiyerarşisi var- Cennet, Cehennemin üstünde duran Dünya’nın üzerinde duruyor.

Cennet ve Cehennem arasındaki hiyerarşi hakkında ilginç olan şey, isyanlarının merkezinde, hiyerarşiyi bırakma isteklerinin bulunmasıdır. Ve yine de, Şeytan tahtta oturuyor ve tıpkı Tanrı ve baş melekleri gibi en sadık teğmenleriyle görüşüyor. Kutsal Kitap, Cehennemde böyle bir hiyerarşiden söz etmez, yalnızca orada Şeytan’ın var olduğunu, Dünya’ya çıktığını ve kendisiyle birlikte baştan çıkardıklarını getirdiğini belirtir.

Maalesef, Adam ve Havva’nın arasında da bir hiyerarşi bulunduğunu belirtmek gerek. Bu kitabın, cinsiyetçiliğin toplumda derinden kök saldığı bir zamanda yazılıp basılmış bir kitap olduğunu unutmayın.  Hem Kutsal Kitap’ta, hem de Kayıp Cennet’te, Âdem, Havva’nın üstünü olarak kabul edilir. Ve ikisi, bir çift olarak, insanlığın geri kalanının üzerinde durmaktadır.

 

Şeytan, Tiranlıktan Kurtulmak İçin Savaşan Devrimci Bir Lider Olarak Nitelendiriliyor.

Kayıp Cennet, güvendiği Teğmen Beelzebub ile birlikte Ateş Gölü’ndeki zincirlenmiş Şeytan ile başlar. Yeni başkentleri Pandemonium’u inşa etmek için cehennemde bulunan tüm düşmüş melekleri toplamaya devam ediyorlar. Yenilgilerine rağmen Şeytan, intikamlarının bitmediğine karar veriyor ve onlara daha yeni başladıklarını söylüyor.

“Her şey kaybolmuş değil – fethedilemez olan

İntikam arzusu ve ölümsüz nefret

Ve cesaret asla kaybolmaz, boyun eğmez-

Yenilmeyecek başka ne var ki?”

En azından Şeytan madalyonun bir tarafını bu şekilde savunuyor ve takipçileri onu mutlu bir şekilde kucaklıyor. Fakat gerçekte, Şeytan, Tanrı’ya kıyasla kendi yetersizlikleri tarafından beslenir. Tanrının kendisinin üzerinde bir yeri olmadığını, onun kendisiyle eşit olduğuna inandığı için kendi isyanını başlattı. Yenilgisi ona tam tersini gösterdi- kaderine yalnızca ve yalnızca Tanrı tarafından karar verildi. Ve Şeytan’ın bu karakterizasyonu, Kutsal Kitap’ta kendisi hakkında var olan az sayıdaki çizginin çok ötesine uzandı.

Kutsal Kitap düşmüş bir melek ve Tanrı’nın gücünü kesinlikle kıskanıyor, ama Demonların karizmatik bir lideri olarak desteklenmiyor, sadece bağımsızlık hakkındaki inançlıların en ateşlisi olarak sunuluyor. Vahiy Kitabı, Cennet’te son bir savaş olacağını söylese de Şeytan’ın kendisine öncülük edeceği, sadece Tanrı ile düşmanları arasında gerçekleşeceği açıkça belirtilmemiştir. Bu savaşın çoğunlukla, Mesih’in inançsızlar ordusuna karşı bir insan ordusuna önderlik edeceği anlamına geldiği düşünülür.

Kayıp Cennet, bu algıyı değiştirdi- bugün Armageddon‘u düşündüğümüzde, Şeytan’ın Tanrı’yı devirmek için cennetin kapılarına doğru Şeytanî güçlerini süreceğine inanıyoruz. Birçok kurgu eser, bu edisyonu sürdürmektedir.

 

Şeytan, İnsanlığı, Tanrı’ya Zarar Vermek İçin Kışkırtır ve Baştan Çıkarır

Kötülük, modern dünyamızda, açgözlülük, fesat yoluyla ya da kaos saçmaya yönelik basit bir ihtiyaç bile olsa, birçok yönden kendini gösterir. Ancak Şeytan, Paradise Lost’ta büyüleyici ve iyi bir konuşmacı olarak tasvir edilmiştir. Aslında, şiirin bütününde, ikna edici olmak zorunda olmayan, Tanrı ile tamamen zıt olan en karizmatik ve ikna edici karakter olarak sunulur, Şeytan yalnızca sorgusuzca izlenir.

Ve burada, Kayıp Cennet’in ana çatışması yatıyor – Şeytan, Tanrı’nın değişmez emirlerine, kendi etkileyicilik gücüyle karşı çıkıyor. En korkutucu özelliği, kan kırmızısı cildi, kasları ya da keçi bacakları değil, insanları yalnızca sözlerini kullanarak ustaca manipüle edebilme kabiliyetidir. Hikâyede, Şeytan’ın en büyük başarısı, Tanrı’nın insanlık planını engellemek amacıyla, Cennet Bahçesi’nde uyuyan bir yılanın vücudunu devralmasıdır. Ve bu kılıkta, Havva’yı, Tanrı’nın doğrudan meydan okumasına karşı, Bilgi Ağacı’ndan bir elma koparıp ısırması için ikna edebildi.

İncil’de Yılan, sadece bir Yılandır ve aldatma ve kurnazlığı temsil etmesine rağmen, kendi başına Şeytan değilken, artık insanların gözünde Yılan Şeytan’ı temsil eder olmuştur. Bunun nedeni, Milton’ın Şeytan’ı inanılmaz aldatma ve ikna gücü ile donatmasıdır.

Örneğin, Şeytanın Avukatı filminde, Avukat John Milton (Al Pacino) AKA Şeytan, kendi oğlu Kevin Lomax’ı (Keanu Reeves) bir aile olarak şeytani miraslarını inşa etmelerine yardımcı olmak için manipüle ediyor.

 

Şeytan Ustaca Ayartmalarına Herkesi İnandırıyor, Kendisi Hariç

Kayıp Cennet’teki Şeytan, içinde yaşadığı derin çatışmalar nedeniyle inanılmaz derecede sempatik bir karakterdir. İsyanı, Tanrı’nın zulmünden kaçma arzusundan kaynaklanıyor ve eylemleri umutsuz olsa da, her zaman bu arzuyu sürdürüyor. Kitap boyunca, o zulümden kaçış olmadığını ve isyanının ulaştığı tek şeyin mesafe olduğunu bilir – tanrının avuçları arasında olmaktan asla kaçamazlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, daima kendi yaratıcılarının insafına kalacaklardır. Bu yüzden, kitap boyunca, kendisini takip eden herkesi kendi gücü, bağımsızlığı ve Cennet’ten alınacak intikamı vaat ettiği için kandırıyor.

“Cehennem’de Hükmetmek, Cennet’te Hizmet Etmekten Yeğdir”

İlginç bir şekilde, bu dualite, ünlenmiş başka bazı kurgu eserler boyunca anti-kahramanlara da yansıyor. Breaking Bad’daki Walter White, bir yandan sadık, sevgi dolu bir babayken, öte yandan arkadan bıçaklayan, katil bir uyuşturucu kralı. Mad Men’den Don Draper Şeytan’ın bir başka analogudur; onun dualitesi gümüş dilinde var: “Sevgi dediğiniz şey benim gibi adamlar tarafından… naylon çorap satmak için icat edildi.” Ve sonra Lucifer var, Fox’ta bir TV dizisi olan cehennem tanrısı tahtını bırakıp gelir, yüzeye çıkar, bir gece kulübü işletir ve Los Angeles’taki suçları çözer.

 

Şeytan’ın İntikamı Bencillik ve Kibriyle Motive Ediliyor

Şeytan, Tanrı’ya karşı ilk isyanını başlattı, çünkü kendi gücünün tanrınınkiyle rekabet edebileceğine hatta onu yenebileceğine inanmaya başladı.  Tüm şiir boyunca yaptığı eylemler, kendisini Tanrı ile eşitleme ve yaratıcısından bağımsız kalma yeteneğini kanıtlama ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Ve hikâye boyunca, takipçilerine intikam vaat eden intikamını almak için amacını ispatlamak ve üstünlüğünü artırmak için birçok girişimde bulundu.

Nihayetinde, en büyük ayartması, Âdem ve Havva’nın yozlaşması ile sonuçlanır. Onları kendi gurur ve kibirleriyle aşılıyor, bu da Tanrı’nın gözünden düşmelerini sağlıyor. Bu onun için bir zafer, çünkü Tanrı’nın en büyük başarısını, yapması imkânsız olması gereken bir şeyi başardı. Ve bu onu, intikamına bir adım daha yaklaştırdı.

Ancak, sonunda, inancının bir yalan olduğunu ve teşebbüslerinin kısa süreli etkileri olduğunu biliyor. Bağımsızlığı olabilir, ancak ilk etapta bile olsa, yalnızca Tanrı’nın lütfuyla olduğunu anladı.

 

Şeytanın İkna ve Aldatma Yetileri, Şekil Değiştirme Yeteneği ile Güçlendirildi

Kayıp Cennet’te Şeytan, muazzam boyutlarda bir yaratık olan korkunç Leviathan’a dönüşme yeteneğini gösterir. O kadar büyür ki denizciler aslında bir ada olduğuna inanır ve demir atmaya çalışırlar. Daha sonra intikamını almaya kalkıştığında, önce bir kuşa dönüşür, böylece Cennet Bahçesine uçabilir. Sonra, Havva’yı bulduğunda, onu bir aslan ve sonra bir kaplan olarak takip eder. Sonunda, Bilgi Ağacı’ndan bir elma yiyerek Havva’yı Tanrı’ya itaatsizlik etmeye ikna ettiği bir yılan görünümü alır.

Şaşırtıcı olan, onun şekil değiştirmesinin iki anlatı amacına hizmet etmesidir. Birincisi, Şeytan’ı Tanrı’nın aksine gösterir- Şeytan sürekli olarak, ihtiyaçlarına en uygun olanı olarak görünümünü değiştirir. Uyarlanabilir, kurnaz ve zekidir. Öte yandan, Tanrı asla değişmez- mutlak ve hareketsizdir.

Ve sonra, finalde, Şeytan’ın inanılmaz derecede güçlü olduğu noktasına ulaşıyor, öyle güçlü ki, korkutmaya, yok etmeye ya da ayartmaya yetecek kadar.

Yazar: Inigo Gonzalez
Çevirmen: Yusuf Eryan (De Sade)
Kaynak: ranker.com

Çevirmen Notu: Kayıp Cennet (Paradise Lost) eserinde, Şeytan’ın, tam anlamıyla Satanist ekollerin bir çoğunun yaklaşıldığı gibi yaklaşılmadığını biliyorum. Ancak edebiyat ve sanat dünyasında başlayan Lucifer’ı çirkin, boynuzlu bir yaratıktan çok, kutsal ve güzel bir varlık olarak tasvir eden ilk eser olduğu için, bu eserin varlığından haberdar olunmasını istedim ve Paradise Lost ve Lucifer yazısının bu yüzden burada olması gerektiğini düşündüm. Sonuçta, 1000+ yıldır, kendisinin saf kötülük olduğu düşünülmüş bir varlığa, birdenbire tamamen zıt karakterler atfedilmesinin, kabul görmeyeceğini ve bu evrimin, zihinlerde ancak aşama aşama gerçekleşeceğine inanan biri olarak, eserin değerinin oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Yazının içerisinde de bahsedildiği gibi, Paradise Lost’taki Şeytan’ın tasviri ve güzelliği ve ışık saçması, kendisinden sonra gelen pek çok farklı konseptteki kurgu eserleri etkilemiş durumda.

Etiketler:

Bir Cevap Yazın