John Milton

  • Editör 

Merhaba dostlarım. Satanist kültürü artırabilmek için yapabileceklerimizin bir sınırı yok. Bunlardan biri de bilgilenmek. Bazen gelen yorumlarda daha fazla deneme türünde yazı gelmesini isteyenleriniz oluyor. Ancak deneme türünü abartıp bilgilenmeye ara vermek de bir çeşit rehavete kapılmak anlamına gelebilir. Bu yüzden evdeki ansiklopedileri karıştırıp Satanik başlıkları random bir sırayla Serpent’e aktarmaya karar verdim. Bu aktarımlardan ilkiyse, John Milton oldu. Keyifli okumalar.


john-milton-kimdir

John Milton

(doğum 9 Aralık 1608, ölüm 8 Kasım 1674, Chalfont St. Giles, Buckinghamshire, İngiltere) 

Londra İngiliz Edebiyatı’nın en büyük şairlerinden, Paradise Lost (1667 Yitirilmiş Cennet) adlı epik şiiriyle tanınır. Yazılarıyla Püritenleri desteklemiş, İngiliz özgürlükçü düşünce geleneği içinde kendine özgü bir yer edinmiştir. 

Şiir yazmaya da üniversite yıllarında başladı. İlk şiirleri Latince ve İtalyanca’ydı. İngilizce yazdığı ilk önemli şiiri “On the Morning of Christ’s Nativity (1629; İsa’nın Doğduğu Sabah Üzerine) hem dinsel teması, hem de güçlü ritmiyle Milton’ın ustalık dönemini haber veriyordu. Bunu yaklaşık 1631’de “L’Allegro” ve “Il Penseroso” adlı şiirleri izledi. Bu şiirlerde Milton’ın ses uyumları yaratmadaki ustalığı ve İngilizce’yi Latince gibi kullanması dikkati çekiyordu.

1632’de üniversiteden lisansüstü derecesiyle mezun olan Milton, bütün zamanını okumaya ayırmak üzere babasının Horton’daki evine yerleşti. Tarih, felsefe ve edebiyat yapıtlarını sistemli bir biçimde inceledi. Üniversitenin veremediği liberal, dindışı eğitimi kendisi tamamlamak istiyordu. “On Time” (Zaman Üzerine) ve “At a Solemn Musick” (Ciddi Bir Müziği Dinlerken) şiirleri, bu dönemin ürünüdür. Varoluşun geçiciliğine ve günahlarına karşı edebi varlığın uyumlu güzelliğini ve iyiliğini öneren bu şiirlerde, Milton’ın Hristiyan Platonculuğu belirgindir. Milton 1632’de “Arcades” adlı bir mask yazdı. Ama bu türde asıl önemli yapıtı, 1634’te Ludlow Şatosu’nda oynanan Comus idi. Bu, Milton’ın en önemli teması olan iyilik ve kötülük çatışmasına dramatik bir biçim kazandırdığı ilk yapıtıydı.

Comus, inancın saf bir anlatımıydı. 1637’de yazdığı “Lycidas” ise bu inancın sınandığı, tartışıldığı bir şiirdi. Bazı eleştirmenlerin İngiliz edebiyatının en büyük kısa şiiri saydığı “Lycidas”ta Milton okul arkadaşı Edward King’in bir deniz kazasında boğularak ölmesindne duyduğu üzüntüyü dile getiriyor, bu zamansız ölümün ilahi adalet ilkesine uyup uymadığını tartışıyordu.

Milton 1638’de bir İtalya yolculuğuna çıktı. Napoli’de kendisini ağırlayan Villa markisi Giambattista Manso, Rönesans yazarlarından Torquato Tasso’ya da koruyuculuk yapmıştı. Milton, en iyi Latince şiirlerinden biri olan “Mansus”u burada yazdı. Şiir, ev sahibine adanmıştı. Milton İtalya yolculuğu sırasında, Katolik Kilisesi’nin görüşleriyle çatışan düşünceler ileri sürdüğü için evinde göz hapsinde tutulan Galilei’yi de ziyaret etti. 1639’da, İngiltere’de karışıklıkların başladığını duyunca ülkesine döndü.

Milton da Püriten devrimcilerle birlikte kendini eski rejime ve Anglikan Kilisesi’ne karşı açılan siyasal ve ideolojik savaşa katılmak zorunda hissediyordu. “Of Reformation Touching Church Discipline in England” (1641; İngiltere’de Kilise Disiplinine İlişkin Reformlar Üzerine) ve “The Reason of Church Government urg’d Against Prelaty” (1642; Kilise Yönetiminin Piskoposluk Yönetimine Karşı Tezleri) gibi yazılarda, Anglikan Kilisesi’nin hiyerarşik yapısına ve rahiplerin gösterişli yaşamına karşı çıkıyor ve daha yalın bir kilise düzeni öneriyordu.

Milton 1642’de, babasına borçlu olan kralcı bir toprak sahibinin kızıyla evlendi. Eşi Mary Powell, tam da Püritenliğin karşı olduğu değer ve davranışları temsil eden, zevkine düşkün, eğitimsiz bir kızdı. Yeni evliler anlaşamadılar ve birkaç ay sonra Mary Milton ailesinin yanına döndü. Bu olay Milton’ı sarsmıştı. Boşanmak istiyordu ama yaaslar ancak zina nedeniyle boşanmaya izin veriyordu. Bunun üzerine Milton “Doctrine and Disciplin of Divorse” (1643; Boşanmayla İlgili Yerleşik Kabul ve Verilen Terbiye) adlı yazısını kaleme aldı. Bunu, aynı konuda üç yazı daha izledi. Bu yazılarda Milton, geçimsizliğin de bir boşanma nedeni sayılması gerektiğini öne sürerken evlilikle ilgili düşüncelerini dile getiriyordu. Milton’a göre evlilik, iki iffetli insanın birliğiydi. Karşılıklı sevgi ve bağlılık, evliliğin yürümesi için zorunluydu. Sevgisiz bir evliliği sürdürmek ya da sürdürmeye zorlanmak, insanlığa karşı bir suçtu. Kralcı çevreler ve Presbiteryen Kilisesi, bu görüşleri yüzünden Milton’ı ahlaksızlıkla suçladılar. 1645’te dostları Milton çiftinin yeniden birleşmesini sağladı. Mary Milton, üçüncü çocukları Deborah’ın doğumundan hemen sonra, 1652’de öldü.

Milton bu dönemde, kültürel ve siyasal sorunlar üzerine de yazıyordu. “Of Education” (Eğitim Üzerine) adlı yazıda, eğitimin amacının aydın, kültürlü ve sorumlu yurttaşlar yetiştirmek olduğunu söylüyor ve bunun için de, Hristiyan bir yorumla ele alınsa da klasik yapıtların okutulmasını öneriyordu. “The Tenure of Kings and Magistrates” (1649; Kralların ve Hakimlerin Görev ve Yetkileri) başlıklı yazıda da iktidarın kaynağının halkta olduğunu, halkın iktidarı bir hükümdara devredebileceğini, ama yetkilerini kötüye kullanan yöneticinin de gene halk tarafından görevden alınabileceğini, hatta yargılanıp idam edilebileceğini savunuyordu. Bu yazının yayımlanışından bir ay sonra Milton, Cromwell’in Devlet Konseyi’nde dış yazışmalar sekreterliğine getirildi. O zamana değin yalnızca bir gözlemci olarak kalmıştı. Artık hükümetin çalışmalarına daha aktif olarak katılabilecekti. 1651’de de dönemin en önemli gazetesi olan Mercurius Politicus’un danışmanlığına atandı. Aynı yıl Latince kaleme aldığı Pro Populo Anglicano Defensio’yu (İngiltere Halkının Savunusu) yayımladı. Ama 1652’de görme duyusunu yitirmesi, onu aktif yaşamdan uzaklaştırdı. Gençliğinden beri zayıf olan gözleri, artık hiç görmüyordu. Yine de dinsel ve siyasal konular üzerine yazmayı 1660’taki Restorasyon’a kadar sürdürdü. Cromwell hükümetinin başarılarını övdüğü Pro Populo Anglicano Defensio Secunda (İngiltere Halkının İkinci Savunusu) 1654’te yayımlandı. Püriten hükümeti devrilince Milton da birkaç ay gözaltında kaldı.

Körlük ve iktidardan uzaklaşma, Milton’ın verimini azaltacağına artırmış, yeniden edebiyata dönmesini sağlamıştı. Ama artık yapıtlarında daha kederli, hatta karamsar bir hava egemendi. Bu, bir ölçüde, kendi yaşadıklarının izdüşümüydü. İkinci eşi Katherine Woodcock da 1658’de doğum yaptıktan hemen sonra ölmüştü. Yine de başyapıtı sayılan Paradise Lost’ta Milton’ın bu duygularını deneyim altına aldığı, kişiselliği aşan bir duyarlık içinde erittiği görülür. Bu uzun epik şiir, Milton’ın İngiliz efsanelerini işleyen bir ulusal destan yazma düşüncesinden vazgeçmesiyle ortaya çıkmıştır. Konusu, Adem ile Havva’nın ilk günahı ve cennetten kovuluşudur. Her birinin başında bir “Sav” bölümü olan 12 bölümlük şiir, açık ölçüyle yazılmıştır ve Milton’ın Latinceyi anımsatan “yüce üslubunu” en iyi yansıtan yapıdır.

Milton bu destanı Paradise Regained (1671; Yeniden Bulunan Cennet) ile tamamladı. Burada da ilk insanın yitirdiği Cennet’i İsa ile yeniden kazanması anlatılıyordu. İlk yapıtın kahramanı Şeytan’ı. İkincisinde ise İsa, çölde Şeytan’ın kışkırtmalarına karşı direnerek insanın iyi olabileceğini kanıtlıyordu. Paradise Regained’le aynı kitapla yayımlanan Samson Agonistes ise İbrani efsanelerinden alınma bir konuyu bir Yunan tragedyasının kalıpları içinde işliyordu. Kahramanı Samson da Milton gibi kördü ve insanı alçaltan bir kölelik düzeninde Tanrı’nın bağışına ulaşmaya çabalıyordu. Yapıt, olay örgüsünün dış eylemlerden çok, ruhsal gelişmeye ağırlık vermesiyle Yunan tragedyalarından farklıydı.

Milton’ın bu üç yapıtını tamamladığı dönem, ömrünün belki de en düzenli ve sakin dönemiydi. 1663’te Elizabeth Minshull’la üçüncü evliliğini yapmıştı. Yapıtlarını kızlarına ve sekreterlerine okuyarak yazdırıyordu. 1674’te guy hastalığının ilerlemesi sonucunda öldü.

Milton’ın etkisi, 17. Ve 18. Yüzyıllarda İngiliz Edebiyatının egemen çizgisi haline geldi. Alexander Pope, Milton’ı izleyen şairlerden ilkiydi. 19 yüzyıl başında da Blake ve Shelley gibi romantik şairler, Milton’ın Şeytanı’nda romantizmi haber veren bir olumsuz kahraman buldular. 19. Yüzyılın sonlarında ve 20. Yüzyılın başlarında Milton’ın önemi azalır gibi oldu. Ezra Pound ve T.S. Eliot gibi şairler, Milton’ın somut ve tikel nesnelerden kaçarak hep sonsuza, büyüye ve genele yönelişini eleştirdiler. Şiir dilini günlük konuşma dilinden ve somut duyulardan uzaklaştırması da Milton’ı yeni estetiğin boy hedeflerinden biri haline getirdi. Ama 1950’den sonra, bu eleştirel tavır yine değişti ve birçok eleştirmen Milton’ı konu alan inceleme yapıtları yayımladı.

Kaynak: Ana Britannica; Milton, John maddesi.


Bir Cevap Yazın