Dan Brown – Melekler ve Şeytanlar

Dan Brown, Melekler ve Şeytanlar kitabını yayınladığı sıralarda, dünya gündemi Illuminati konseptiyle ilgilenmeyi yeni yeni bırakıyordu. Türkiye’de ise, daha fazla ana akım bir konu haline gelmeye başlıyordu.

Kurgu eserler genelde yalnızca yaratıcılık ve sosyal ilişkiler konusunda kendisini iyi konumlandıran insanlar tarafından, her zaman değilse de çoğunlukla uzun süreli araştırmalar yapılmasına ihtiyaç duymazlar. Elbette kimsenin hakkını yeme cüretini kendimde bulduğum için söylemiyorum. Araştırma yapılmamış olması durumu, bir açıdan bakıldığında, düşünülemez bile. Zira, kişi ekstra bir araştırma yapmamış dahi olsa, hayatı boyunca kendisi ve tanıdıklarının deneyimleri ve yaptığı okumalarla, bu araştırmayı istemsizce de olsa yapmış kabul edilebilir. Fakat söz konusu Dan Brown ve eserleri olduğu zaman, işler her zaman olduğundan daha çetrefilli olabiliyor.

İkinci paragraf boyunca yaptığım girizgahla niyetim, Dan Brown’ın Melekler ve Şeytanlar’ı yazmaya koyulmadan evvel, muhtemelen yıllara yayılmış olan bir araştırma sürecinin varlığını okuyucuya hissettirebilmekten ibaretti. Bu sebeple, ilk paragrafta vermiş olduğum bilgi, Melekler ve Şeytanlar’ın yazılması ile yayınlanması arasında geçen sürecin oldukça uzun olabileceği açığa çıkıyor. Bu sayede görüyoruz ki, dünya gündemine oturan ve Ezoterizm’le bir şekilde bağı olan hayalî bir örgütle ilgili yazmaya karar vermiş olmasının, yazar adaylarına oldukça iyi bir ilham olacağını sanıyorum.

Uyarımı yapayım; yazının buradan sonrası, kitapla ilgili irili ufaklı spoilerlar içeriyor. Dolayısıyla, eğer kitabı benim daha evvel birkaç kez yapmış olduğum gibi tekrar okumak amacıyla burada değilseniz ve ilk kez okumaya yeltenmişseniz, lütfen bu kısmı geçiniz. Elbette, spoiler yemekten rahatsız olmayan o azınlıktan biri değilseniz.

__ spoiler __
Kitapta, Dan Brown’ın ilk kitabı Dijital Kale kitabından itibaren asla zincirleme aksiyonlara girmesine neden olmaktan vazgeçemediği baş karakteri olan Harvard Üniversitesi’nde Simgebilim Profesörü olan Robert Langdon var. Karşısındaysa, gizemli örgüt Illuminati var (en azından biz bir süre boyunca öyle olduğunu sanıyoruz).
__ spoiler __

Illuminati’nin, günümüzde olan versiyonu ile ilgili değil de, tarihte gerçekten de var olmuş olan Illuminati’yi ve Katolik Kilisesi’nin o dönemdeki eylemlerini incelediğimizde, kitapta Illuminati adına Katolik piskoposlara yapılanlar, pek o kadar da dehşet verici gelmeyebiliyor. Her şeyden önce, Serpent Culture okuyucularının Orta Çağ Avrupası hakkında, yüzeysel dahi olsa bilgi sahibi olduğunu düşünüyorum. Lakin yine de söylemeden geçmek istemiyorum. Katolik Kilisesi, Orta Çağ’ın üzerinde, tamamıyla tahakküm kurmuş; tarımla uğraşan sıradan halkın da, aristokratların da yaşamlarına baştan sona müdahale etmiş, hayatın her alanında kendisinin sözünün geçmesini sağlamış ve elde etmiş olduğu bu yetkiyi (doğal olarak) kendisi dışında hiçbir kişi, grup ya da kavramın çıkarını gözetmek için kullanmamıştır. (Konudan fazla sapmamak için, Katolik Kilisesi’nin ne kadar ileri gittiği ve Engizisyon Mahkemeleri ilgili olarak Goya’s Ghosts-Goya’nın Hayaletleri filmini önereyim.)

İşte, Katoliklerin resimden filozofiye, bilimden astronomiye, toplumsal yaşamdan yatak odasına (misyoner pozisyonu ismi nereden geliyor acaba) el uzatması sonucu bu korkunç bağnaz baskıdan bunalan bazı kişiler, Fransız Devrimi’nden 13 yıl önce, Wikipedi’de yazdığına göre, batıl inanç, ön yargı, Katolik Kilisesi’nin toplumsal hayat üzerinde kurduğu tahakküme ve iktidarın kötüye kullanımına karşı bir duruş olarak Bavyera’da Illuminati’yi kurdular. (Bavyera, günümüzde Alman sınırları içerisindedir.)

__ spoiler __
Kitapta ise, bol bol geçmişteki bu Illuminati’ye referanslar veriliyor. Günümüzde geçen kitapta Illuminati adına, Katoliklerin geçmişte bilim adamlarına, filozoflara ve akılcı düşünceye sahip toplumu etkileme gücüne sahip kişilere yaptıklarını, piskoposlara aynen iade ediyor. Elbette, kitabın sonunda, Illuminati’nin gerçekten varlığını sürdürmediğini, Illuminati adına yapılan eylemlerin, Kilisenin bir iç mücadelesi sonucunda olduğunu görüyoruz. Yine de, okuyucu olarak, böyle bir ihtimalden keyif aldığımı söyleyebilirim.
–spoiler__

Umarım, bu son cümlem yüzünden, farklı ön yargılarla karşılaşıp, günümüzde olduğu iddia edilen Illuminati’ye atfedilen zihin kontrolü, çocuklar için hazırlanmış çizgi filmlere yerleştirilmiş olduğu iddia edilen subliminal mesajlar ve daha pek çok kötülüğün savunucusu olduğum çıkarımı yapılmaz. Bağnazlık, hangi kıtada ve hangi zaman diliminde olursa olsun, özgürlüğe ve aydınlanmaya zarar veriyor. Bu sitenin varoluşunun manifestosunun özeti olan kelime, aydınlanma!

Bir Cevap Yazın