Dan Brown – Cehennem

Kitaplar hakkında konuşalım istiyorum. Serpent Culture’da kitaplar hakkında çok az konuştuk. Dan Brown – Cehennem, kitaplara başlamak için iyi bir kitap olabilir. Dan Brown, sıklıkla kitaplarının arasında, ana akım ilgi alanları dışında farklı konseptlerden bahsediyor ve bunları eserinin temeline oturtuyor. Örneğin Dijital Kale’de Kriptoloji, Da Vinci Şifresi’nde Paganizm ve Ezoterizm, Başlangıç’ta Ateizm, İhanet Noktası’nda NASA ve Dünya Dışı Yaşam ihtimalini eserin her noktasına oldukça ustalıklı bir biçimde yediriyor.

Cehennem de, yazarın daha önce yapmış olduğu gibi, spesifik bir konuyu kendisine temel alıyor: Sanat Tarihi. Eğer bana Cehennem’i iki kelime ile özetle denseydi, size verebileceğim yanıt tam olarak sanat tarihi olurdu.

Kitabın İçeriği

–spoiler (kitabın ilk kısmı) —
Genellikle sakin başlayan Dan Brown romanlarına nazaran Cehennem, oldukça hızlı başlıyor. Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon, başından vurulmuş olduğunu fark ederek bir hastane odasında uyanır. Odasında, kendisine yapılan bir suikast girişiminden, hastanedeki bir başka doktor olan Sienna Brooks, vasıtasıyla kurtuluyor ve olaylar kitabımızın iki ana karakteriyle bu şekilde başlıyor.
–spoiler (kitabın ilk kısmı) –

Dan Brown’ın yapmayı sevdiği bir şey daha var. O da, bazı fact’leri kurgunun arasına yedirerek okuyucuda bir şok etkisi yaratmak. Bunu gerçekten iyi yapıyor. Daha önce bunu İhanet Noktası’nda da yapmıştı. (Tabii yaptığı şeyin ne olduğunu, İhanet Noktası başlıklı yazıda spoiler olarak vereceğim. Cehennem’den rol çalmayalım, heheh) Burada yapmış olduğu şok etkisi ise, verdiği bir bilgi. Peki nedir bu bilgi?

–spoiler—
İnsan nüfusunun, son 70 yıldaki artış hızının korkunç bir seviyede olması. Öyle ki, şuan günümüzde aynı anda yaşıyor olan yaklaşık 8 milyar, tarihte 1950’ye kadar yaşamış kişilerin toplamı kadar olan sayı. Doğal kaynaklarımız hızla tükeniyor. İnsan neslinin nüfusunun bu kadar fazla olması durumu, dünyanın diğer canlıları, doğanın kendisi, atmosfer ve akla gelebilecek, habitat ile ilgili hemen her şeye zarar veren, aynı zamanda insanlığın kendisi için de pek fazla olumlu yanları olmayan bu durumlar, kitapta grafik şekline varan şekillerde açıklanıyor. Okurken bu bilginin varlığından rahatsız olabilirsiniz. Çünkü bu yalnızca kitapta bahsi geçen, kurgusal bir bilgi değil, tamamen gerçek bir bilgi. Fakat buradan sonrasında olup bitenler ise, tamamen kurgusal.


Kitabımızın kötüsü, dünyaya veba getirmek isteyen ve aşırı artmış nüfusu azaltmayı planlayan bir genetik uzmanı. Veba, Orta Çağ Avrupası’nda oldukça fazla can almış, bu da bir açıdan bakıldığında, bunun insanlığın tümü için faydalı olan bir şey olduğu görülüyor. Kitaptaki kötümüz olan Genetik Uzmanı da bu şekilde düşünüyor. Bu sebeple bir virüs yaratıyor ve insan nüfusunun bir kısmı hayatta kalacak bir şekilde kodluyor bu virüsü. İnsanlığın tamamının kurtulması için, bir kısmının ölmesi gerektiğini salık veren bir anlayış. Nereden baksan ayarı kaçmış bir düşünce. Başarıya ulaşıp ulaşmadığını söylemeyeceğim. Kitabı okuyun, heheh.
–spoiler—

Kitabın isminin Cehennem oluşunu da, aslında Dante Alighieri’nin İlahi Komedyası’nın ilk kitabına bir referans mı acaba diye düşünenler olabilir. Böyle bir şüpheye düşmüş olanlar için, söyleyeceğim bir şey var: Lütfen kitabın kapağına tekrar bakın. Kapağın üst kısmında görmüş olduğunuz, yüz, Dante’nin Ölüm Maskesi. Evet, yani Cehennem ismi, küçük bir referanstan ibaret değil Dante’ye. Aynı zamanda kitabın içerisinde, kendisinin yazmış olduğu bir şiir de var. Aslında bu şiir, kitabın gidişatında epey önemli bir yer işgal ediyor.

Burada, daha fazla ileri gitmeden evvel içeriğinden biraz daha bahsetmek istediğim, yukarıda ismini verdiğim konsept var: Ölüm Maskesi. Kaynağını yüksek ihtimalle Antik Mısır’dan alıyor. Antik Mısır’dan bahsedildiğinde, ilk akla gelen şeyler olan Firavun lahitlerinde bulunan yüzler, aslında Firavunların ölüm maskeleri. Bunun sebebi, Antik Mısır’da ölüm, mutlak bir son olarak görülmüyordu. Ölümden sonra yeniden doğuş inancı vardı. O zamanlarda, ölüm maskesi, bir çeşit hayata tutunma maksadıyla yapılıyor, yaptırılıyordu. Antik Mısır’dan Dante’ye gelene dek elbette ki aralıksız sürmedi bu Ölüm Maskeleri’nin yapılışı. Elbette ölüm maskesinin talep edilmesinin sebepleri de değişti. Ancak yapılan işlem değişmedi, zira kendisine ölüm maskesi yapılan başka kişiler de var: Richard Wagner, Napoleon Bonaparte, Abraham Lincoln, Alfred Hitchcock , Ludwig van Beethoven gibi.

Kitabın arka kapağında yazan o ki, Robert Langdon, kendini bir süre sonra İstanbul’un en Cehennemî bölgesinde buluyor: Yerebatan Sarnıcı. Nedense, İstanbul’da geçen kısımları okurken, küçük bir ekstra keyif duydum. Yerebatan Sarnıcı’nın, kurgunun tam da orası için işlenen bir mekan olması, gerçek anlamda biçilmiş kaftan olmuş! Bunu, Türkiye’de yaşadığım için söylemiyorum, hayır. Yerebatan Sarnıcı, gerçek anlamda Cehennemî bir ambiyansa sahip ve dünyada da benzeri sanırım oldukça azdır.

Elbette kitabın keyif kaçıran bazı noktaları da yok değil. Bazı noktalarda, her ne kadar sanatsal üretimlere karşı ilgi duyan biri bile olsanız, verilen bilgiler ara sıra boğabiliyor. Ancak bu bilgi yığını sizi korkutmasın. Kitap, finale oldukça güzel bir şekilde bağlanıyor.

Dan Brown – Cehennem’den uyarlama bir film var. Robert Langdon’ı her seferinde canlandıran oyuncu Tom Hanks canlandırıyor yine. Kendisinin oyunculuğuna, elbette diyecek bir sözüm yok. Fakat, kitabın orijinaline sadık kalınmamış olduğu gibi, yapılan tercihler, kitabın tercihinden daha iyi de değil. Bu, elbette kişisel görüşüm. Ancak, filmini izlemenizi tavsiye etmiyorum.

Bir Cevap Yazın